DÜNYAYI ŞOK EDEN OLAY – Biyoloji Zümresi

 

Ömer Nasuhi Bilmen ve DNA Bilgisi
1883’te Erzurum’un Salasar köyünde doğdu. Babası Hacı Ahmed
Efendi, annesi Muhîbe Hanım’dır. Küçük yaşta iken babasının vefatı üzerine
amcası Abdürrezzak İlmî Efendi’nin himayesinde yetişti. Amcasından ve Erzurum
müftüsü Narmanlı Hüseyin Efendi’den ders okudu. İki hocası da yakın aralıklarla
ölünce İstanbul’a gitti (1908) ve Fatih hocalarından Tokatlı Şâkir Efendi’nin
derslerine devam edip icazet aldı (1909). Ayrıca hocalık için açılan imtihanı
kazanarak hocalık belgesini aldı (1912). Bu arada okumakta olduğu
Medresetü’l-kudât’ı da bitirdi (1913). Türkçe, Arapça ve Farsçayı çok iyi
bilen, üç dilde şiir yazabilen Ömer Nasuhi Bilmen bir ara Fransızca ya da merak
sarmış ve bu dili de tercüme yapacak kadar iyi öğrenmişti.
   1940’ların sonuna doğru Amerika’da bir olay
cereyan ediyor. Zengin bir adamın ölümünden birkaç yıl sonra bir kadın yanında
bir çocukla mahkemeye başvuruyor. Çocuğun ölen adamdan olduğunu iddia ediyor.
Ölüden DNA testi yapılamayan bir dönem bu dönem dünya için. Amerika hukuk
sistemlerinde bu olayın bir karşılığını bulamayınca başka sistemlere müracaat
ediyorlar. Roma hukukuna bakıyorlar yok. Yunan, Hint, Uzakdoğu’da yok. Bir
heyet Türkiyeye geliyor. Dönemin İstanbul Müftüsü Ömer Nasuhi Bilmene
yönlendiriliyorlar. İlk başta anlam veremiyor gelen ekip. Gönülsüz de olsa
görüşüyorlar.
     Bilmen, onlara ölen adamın kemiklerinin
durup durmadığını sorduğunda şaşkınlıkları iyice büyüyor. Durduğunu
söylüyorlar. Ömer Nasuhi onlara kuyruk sokumu kemiğinden bir yer tarif ediyor.
Tarif ettiği yere çocuğun bir damla kanını damlatmalarını, eğer o kemik kanı
emerse çocuğun o adamdan olduğunu aksi olursa kadının yalancı olduğunu ve buna
göre hüküm verebileceklerini anlatıyor. Gelen ekip görüşmeden memnun olmaksızın
şaşkınlıklarını da yanlarına alıp ülkelerine dönüyorlar. Bir müftünün böyle bir
tıp bilgisine nasıl hâkim olabileceğine ihtimal veremiyorlar.
     Ekipteki bir doktorun ise kafasını
kurcalıyor bu mesele. Müftünün yanlışlığını ispat etmek için mezar açtırılıp
adamın bedeni çıkarılıyor. Tarif edilen kemiğin üzerine önce kendi kanını
damlatıyor. Kan akıp gidiyor kemiğin üzerinden. Sonra çocuğun kanını döktüğünde
gözleri fal taşı gibi açılıyor. Kemiğin kanı emdiğini gördüğünde hayretini
gizlemiyor.
 Görüşmede Ömer Nasuhi’nin yanında olanlar da
ilk duymuş olacaklar ki heyet gittikten sonra bu meseleyi nereden bildiğini
soruyorlar. Adı geçen kemiğin sadece kendi neslini kabul ettiğini uzun uzun
anlatıyor. Oradaki küçük bir parçanın önemine değiniyor. Vücuda ne yaparsanız
yapın o kemiği yok edemeyaceğinizi, kıyamete kadar hiçbir gücünde buna muktedir
olamayacağını, zira mahşerde insanlar o kemik parçasından yeniden
diriltileceğini anlatıyor.
                                                                                                           

 

Exit mobile version