GÜNDEM SELEFİLİK VE GÜNÜMÜZ

asdds

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
Selefilik konusunu anlamak için öncelikle “Selefiliğin” kelime anlamına dikkatlice bakmak gereklidir. Zira belki de bir inanç akımının felsefesini açıklama noktasında kelime anlamının bu kadar önem taşıdığı çok az örnek bulunabilir.

Selefili etimolojik olarak taşıdığı anlam olarak “İlk gelen” manasında olan “Selef” kelimesinden gelmektedir. Selefilik ise “İlk gelenlere tabii olanlar, onları esas alanlar” anlamını taşımaktadır.

Selefiler; mezhebi Hz.Muhammed (S.A.V) ve sahabeyi, onlardan sonra gelen nesli yani tabiiin’i, ardından da onlara tabii olan nesli yani tabe-i tabiinin görüşlerini esas almaktadırlar.
Selefi mezhebine bağlı olanlar bu anlayışlarını ise Kur’an-ı Kerim’de bulunan Tevbe Suresi 100. ayete dayandırmaktadırlar: Bu ayette; “İslâm’ı ilk önce kabul eden muhâcirler ve ensar ile, iyilikle onlara uyanlar var ya, Allah onlardan razı olmuş; onlar da O’ndan razı olmuşlardır. Allah, onlara içinden ırmaklar akan ve içinde ebedi kalacakları cennetler hazırlamıştır. İşte bu büyük başarıdır” şeklindedir.

Müfessirlere göre Kur’an aslında bu ayette Mekke döneminde Müslümanlığı kabul eden ilk Müslümanlar ile Müslümanların Mekke’den Medine’ye hicreti sonrası Müslüman olan ve Müslümanlara evlerini açan Medineli (ensar)‘I işaret etmektedir. Oysa Selefi anlayışı bu ayeti tamamen ve bilinçli olarak yanlış yorumlamayı seçmiştir.

Peki buna sebep olan şey nedir? Bilindiği gibi 4 Halife döneminin son halifesi Hz.Ali idi. Hz Ali ve Muaviye arasında son derece şiddetli biçimde iktidar kavgası yaşandı. Bu kavgayı kazananı Muaviye olmuş ve Muaviyenin kazandığı bu “Kanlı zafer” ile hem devleti hem İslam rejimini eline geçirmişti.

Muaviye’nin siyasi iktidar gücünü eline geçirmesiyle sadece devletin yönetimini değil İslamiyetin temel anlayış ve yaşama biçiminde de “Planlı ve sistematik” bir değişimin yaşanmasına sebebiyet verdi. Muaviye tahta çıkmış ve devleti ele geçirmiş lakin iktidara gelinceye kadar yaşanan çatışma sürecinde çok ciddi zulümler yapmış ve önemli düşmanlıklar edinmişti. Tabii bunlardan en önemlisi de hiç kuşkusuz Muaviye’nin en önemli muhalifi konumundaki Hz.Ali taraftarları olmuştu.

Hz.Ali taraftarları; Hz.Muhammet ve Kur’an’ı esas almakta, güçlü ve dini olarak donanımlı hatipleri vasıtası ile Muaviyeyi etkisiz hale getirmeye başlamışlardı. Ve Muaviye bu duruma karşı bir hamle yapmaz ise bir süre sonra iktidarını kaybedebileceğini anladığı anda ele geçirmiş olduğu devletin tüm imkanlarını da kullanarak yeni bir “Din anlayışı” inşa etmeye başladı.
Böylece Muaviye,Hz.Ali taraftarlarını kendi silahları olan “din” argümanı ile vurmaya karar verdi. Ancak bu “Yeni din anlayışı” ile İslamiyet’te etkileri günümüze kadar ulaşan köklü bir çok değişime yol açtı.

Muaviye bu yeni Din anlayışı amacına yönelik olarak öncelikle kendisine ve sistemine yakın olarak gördüğü din alimleri ile “özel” ve “yakın” ilişkiler tesis etti.

Öte yandan kontrolündeki coğrafya üzerindeki tüm medreseleri rejim tarafından kurulan “dini teşkilatlanma” ile kontrolü altına aldı ve bu medreselerin başına “yeni din sistemi için” güvendiği alimleri getirildi. Böylece kendi “yeni dinine” uygun alimler yetiştirmeye başladı ve belli bir süre sonra da bunu başardı.

Bu yeni din ve medreselerde dinin kaynağının Kur’an-I kerim değil de Hz.Muhammed’in (S.A.V) hadisleri olarak görüldüğü yeni bir “Dini anlayış” modelini geliştirildi. Bu anlayışa göre; “Hz.Muhammed’in (S.A.V) sözleri zaten ayet sayılmaktaydı. Bu nedenle Kur’an okumaya gerek yoktu, hadisleri okumak dini yaşamak için yeterliydi.”

Muaviye ile başlayarak Emevi Devletinin varlığını devam ettirdiği müddetçe adeta “Altın Çağını” yaşayan ve İslam devletinin resmi ideolojisi halini gelen Selefi İnanç Sistemi, Abbasilerin, Emevi Devleti’ni yıkması ile birlikte geri plana itildi ama yok olmadı. Emeviler yıkılınca Abbasi Devleti Selefilik yerine Mu’tezile inancını ön plana çıkardı.

Devlet içinde Selefi inanç sistemi yerine konumlanan Mu’tezile’nin en önemli özelliği Selefi inancının devlet içinde kudret sahibi ve devlete hakim durumdayken Şiilerden sonra Selefilerin Hanefiler ile birlikte en fazla zulmettiği inanç olmasıydı.

Mu’tezile ile birlikte devlet içerisinde hakim olması ile birlikte bu kez Mu’tezile hem Selefilere hem de Hanefilere zulmetmeye başladı, bu mezheplerin alimleri ve inananları aynı hapishanelerde birlikte yatırıldılar.

Selefilerin ve Hanifilerin aynı cezaevlerinde birlikte hapis yatmaları sonrası bunlar için “Ehli sünnet vel cemaat” adlandırılan ortak isim kullanılmaya başlanmıştır. Kısaca ise bu 2 gruba ortaklaşa olarak “Sünni Müslümanlık” tanımlaması yapıldı.

Abbasi Devleti’nin ilk yüzyılının sonuna doğru Halife Mütevekkil iktidarında Mu’tezile mezhebi devletteki gücünü kaybetti ve Abbasi Devleti’nde yeni güç odağı Hanefilik devletin yeni dini akımı oldu. Ancak Hanefilik mezhebinin Abbasi Devleti içerisinde gücü eline geçirmesi uzun soluklu olmadı.

Selefilik mezhebi 7 ana prensip üzerine bina edilmişti. Bu ilkeler” takdis, tasdik, acz, sükut, imsak, kef ve marifet ehline teslim olmak” tı. “Müslüman Kur’an’da anlamlandıramadığı yerler olur ve kafası karışırsa bunu kesinlikle bir başka Müslüman ile paylaşmamalı,ona bu konu hakkında soru sormamalıdır. Zira sorgulamak fitneye sebep olacaktır.” inanışı Selefilikte hakim anlayıştı.

Vahhabilik Mezhebi gerek günümüz Dünya siyasetine yansımaları, gerekse Türk tarihi ile yakın ilişkisi sebebi ile en detaylı biçimde ele alınması gereken Selefi mezhebidir. Zira tarihin en “Kurgusal” ve “Siyasal amaçlar” doğrultusunda hareket etmesi için planlı programlı ortaya çıkartılan mezhebi olarak önüne her türlü imkan serilen Vahhabilik Türkiye’de gerçekleşmesi istenen “TOPLUMSAL DÖNÜŞÜM” için son 300 yıldır” sahaya sürülmüştür”.

Evet Vahabilik “Sahadadır” ama her şey bununla da sınırlı değildir,perde 1700’lü yılların ortasında Selefilik için bu kez de Vahabilik üzerinden açılacak,”Sufleciler” bir kez daha “Sahne” diyecekler ve o “Sahnenin” etkileri son 50 yılda Türkiye’de bize kadar ulaşacaktır.

Suriye, Irak ve Afganistan’dan göç ettirilenlerin etki planlamasını bir de bu perspektiften bakınız. Vesselam
Bu Yazıya Tepki Ver

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

Giriş Yap

Açı Bakışı ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!