MÜCADELE ÖNCESİ (Hikaye) – Batuhan Duyak – Öğrenci

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

 

                                                    

      
Tarih 12 Kasım 1918 idi. Sabahtan
beri tüm İstanbul ahalisi gergin bir vaziyette bekliyordu. İstanbul’un işgal
edileceği bir hafta önceden beri konuşulmaya başlanmıştı lakin bu bir tuhaftı.
Cesaret edip açılmaya niyetlenen bazı denizciler Kraliyet donanmasının
Çanakkale Boğazından İstanbul’a doğru gelmekte olduğu haberini iletmişlerdi
payitahta. Ne VI. Mehmed Vahdettin Han’ın ne de kumandanların elinden bir şey
geliyordu. Çanakkale’de gösterilen onca kahramanlık, dökülen onca kan Osmanlı
Devleti’nin sonunu yalnızca birkaç ay erteleyebilmişti. Savaş yanlısı paşaların
devleti felakete sürüklemesine kimsecikler engel olamamıştı. Devlet zaten zor
durumdayken Alman yanlısı paşaların tavsiyesi ile I. Cihan Harbine girilmesi
yaklaşmakta olanı hızlandırmıştı. Ve defalarca kuşatılan fakat Fatih Sultan
Mehmet Han’a kadar kimsenin fethedemediği İstanbul işgal kuvvetleri tarafından
işgal edilmeye başlanmıştı. Bu kadar bela yetmezmiş gibi yıllarca ekmeğini
yedikleri devlete azınlık grupları da vurmaya başlamıştı. 619 yıllık devlet
artık toprağa konmuş bir ceset gibi üzerine toprak atılmasını ve sonsuz huzura kavuşmayı
bekliyordu.                                                                                                                                                                                     

                 Hal
böyleyken bir kumandan yurdu karış karış geziyor ve uyuyan Türk ruhunu
uyandırıp yeni bir devlet kurmaya çalışıyordu. O kumandan Çanakkale de sayısız
kahramanlıklar göstermiş Anafartalar Kahramanı Mustafa Kemal idi. 9. Ordu
Müfettişliği görevi ile gönderildiği Samsun’da bir meşale yakacak ve  ‘’Milletin iradesini yine milletin azim ve
kararlılığı ile kurtaracaktı’’. Bu cümle bizzat onun ağzından Havzada çıkan ve
telgrafla yurdun dört bir yanında ki subaylara iletilecekti. Bir saman alevi
gibi aniden yanan, fakat hiç sönmeyen bir bağımsızlık aşkı oluşturacaktı bu
sözler ahalide. Millet hep birlikte bir mücadeleye girecek ve sonunda
kazanacaktı. Fakat bu mücadele tatbikî de burada anlatıldığı kolay olmayacaktı.           Ben o sıralarda İstanbul’da bir
Hilal-i Ahmer bugünkü Türk Kızılay’ı hastanesinde tedavi altındaydım ve tüm
bunları liseden bir arkadaşım olan Ali Cevdet’in bana getirdiği gazetelerden
öğreniyordum. İyileşmek için deyim yerindeyse dişimi tırnağıma takıyor ve kendi
kendime fizik tedavi uyguluyordum. Ben kim miyim? Ben bu vatan uğruna gazilik
şerefine eren yüzbinlerce Mehmetçik’ten her hangi biriyim. İllaki isim
istiyorsanız da bendeniz Suat, İspirli Şeref oğlu kolsuz Suat.
                                                                 
                         

 

Bu Yazıya Tepki Ver

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Giriş Yap

Açı Bakışı ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!