İKİ ÇAY İKİ SİMİT – Ahmet Emirhan Sekmen -Öğrenci

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

 


İstanbul’da günlerden pazar akrabalarımın yanına geleli 10 gün oldu.
Dönüş için bilet bakmam gerekli, o sırada da canım baya da bir sıkkın nedeniyse
Bafra’ya dönüp üniversite sınavına hazırlanmam gerekliliği.  Orta köydeki evden ayrıldım. Sahilde
ilerliyorum, öğleye doğruda bir vakit.

Orjin isimli bir kafeterya gözüme ilişti hemen hızlı adımlarla karşıya
geçtim. Camın ardından fırından yeni çıkan simitlerin kokusu alıyordum. Elimi
cebime götürdüm, bozukluklar şıngırdadı.
Tam içeri girecekken çaprazımda biraz üstü başı dağılmış, yaşı iki
eldeki parmak sayısını geçmeyecek bir çocuk vardı. Onun gözleri de kafeterya
bahçesinde ve simitlerdeydi. Elindeyse bir poşet içinde de mendil. O an onun
hakkında ki düşüncelerim mendil satan sıradan bir çocuk olduğuydu.  Ona doğru dönerek; 
-Genç bakar mısın? Dedim,                                      
-Efendim abi, dedi                                         
Türkçesi sonradan öğrenilmiş gibiydi.                                                             
 -Tek başıma yemek
yemekten hoşlanmıyorum. Beraber simit yiyelim mi? Dedim
 -Yiyelim diye
mırıldandı.
Ama böyle bir yiyelim demek yoktu. Sanki ona bu soruyu soracağımı
hissetmişti. Devamında merdivenlerden inip bahçede bir masaya oturduk. Sonra
biraz sohbet  etmeye başladık;
-İsmin ne ?                                                      
 -Behnan
 -Eee anlat bakalım
Behnan memleket neresi? Kaç yaşındasın?
Okuyor musun ?
Film zaten ondan sonra koptu.
-Hasekeliyim. (Suriye’nin bir  ilçesi)
11 yaşındayım, okumuyorum, portakal yokuşu caddesinde yaşıyorum.  Annemle
mendil satarak geçiniyorum dedi.                      
                                                          Bunu diyen 11 yaşında bir çocuktu. Hangimiz 11 yaşında evden
çıkıp bakkala gidebiliyorduk? Yada hangimiz
11 yaşında tek başımıza karşıdan karşıya geçebiliyorduk?  Oysaki o 11 yaşında bu acımasız hayata karşı
mendil satarak tutunuyormuş.
Hikayesinin devamı ise
şöyle; ailesinden bir  tek annesi
hayatta,  geri kalanı ise  Suriye’de savaşta hayatını kaybetmiş. Annesiyle
birlikte Türkiye’ye gelerek İstanbul’a yerleşmişler.  Kısacası durum içler acısı.  O sıra çay içip simit yerken biz baya Behnan’la
samimi olduk. Sonra kafeden kalkıp sahile doğru yürümeye başladık. Ve Behnan
bir anda bana doğru dönerek;
-abi teşekkür ederim Allah senden razı olsun dedi.
Bense kendime kızıyordum o sıra,  ne için canımı sıkıp bunaltıyorum diye.
Sonra  bir banka oturduk, Behnan’a biraz
harçlık vermek istedim. O ise;
– mendilleri alırsan bu parayı alırım dilenci değilim ben
diye bi cümle kullandı.
Ne  kadar hayali bir
durum değil mi? Biz Behnan’la orada helalleşip ayrıldık. Aldığım mendiller hala
daha dolabımda duruyor Behnan’dan bir hatıra.
                                                       Biliyorum ki hayatın her köşesinde insanları duygulandırıp
kederlendirecek hikâyeler var. Var olmaya da devam edecek. Sizlerinse böyle
hayatlara elinizden geldiğinizce dokunup,
insanları gülümsetmeniz, beraberinde
bir çok duyguyu  getirecektir.
 İnsanları ırkları,
dinleri,  sahip oldukları yaşam
tarzlarıyla yadırgamayın. Unutmayın ki onların yerinde sizlerde olabilirdiniz. Önemli
olan sahip olduğumuz hayatın değerini anlayabilmekte…                                  
Behnan’a bu güzel anı için teşekkürler.

 

Bu Yazıya Tepki Ver

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Giriş Yap

Açı Bakışı ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!