NASIL BİR YARIN? – Muhammed Emre Katipoğlu – Eski Öğrenci

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

KATİBİN KALEMİNDEN 🖊🖊

        Bu parçayı bitirince gözlerinizi
sımsıkı kapatın. Her şeyi , 5 dakikalığına unutun. Kısa süreliğine hayatla
aranızdaki köprüyü iki yönlü trafiğe kapatın. Sadece düşünün…
        İnsan, hayatı boyunca çalışmak zorunda olduğunu hep unutur. Yaşadığı her
dönemin bir önceki dönemden daha zor olduğunun çok geç farkına varır. Bunun
sebebi ise ne yazık ki kendileri değil etraflarındaki yalancı dostlarıdır.
Somut bir örnek vermek gerekirse sizin şu an oturduğunuz lise sıralarından
geçen herkese söylenen klişenin ağa babası olan bir laf vardır: “Lisede çok
çalışın , başka bir şey düşünmeyin. İyi bir üniversite kazanın. Nasıl olsa
orada hep yatacaksınız , rahat olacaksınız” diye uzayıp giden cümleleri sizin
içinize işleyecekler. İşlenmese bile siz çevrenizde üniversite okuyanlarla
konuştuğunuzda,  takip ettiğinizde
işinize gelen bu kısmı cımbızla seçip alacaksınız ve kendiniz bir gün o
dinlediğiniz hikayeleri yaşamak için ülkenin dört bir yanına dağıldığınızda
anlatılanların ve hayal ettiklerinizin çok ötesinde bir dünyanın içinde
olduğunuzu anlamanız zaman alacak. Bu şekilde düşünmeyip gerçekten yeni bir
sayfa açıp kendini bir noktaya getirmek isteyenler varsa içinizde umarım onlar
da bu ortamın içinde başkalaşmazlar. Peki bizler ne yapmalıyız , doğru olan ne?
        İsminden de anlaşılacağı üzere evrensel zihinler , vizyonu geniş gençler
yetiştirmeyi amaçlayan üniversiteler , birçok bilimsel çalışmanın yapıldığı
yerlerdir. Bir ülkenin ne kadar gelişmiş olduğunu anlamak istiyorsanız
üniversitelerinin kalitesine, çalışmalarına ve dünya üzerindeki konumuna
bakmanız yeterli olacaktır. Klişeleşmiş bir laf olsa da doğruluğu asla
tartışılmayacak bir söz daha var : “Bugünün küçükleri yarının yönetenleri olacak
.” İşte o “küçüklerin” büyüme sürecinin son adımlarındandır üniversite. Cafe ,
bar gezen değil sabah akşam üreten zihinlere ihtiyacımız olduğu şu dönemde
vereceğiniz kararlara bir de bu açıdan yaklaşın.
        Ayrıca bir konu daha var belirtmeden geçilemeyecek. Okuduğunuz şehrin
önemi bölüm kadar değerli. Çünkü bu işin sırrı hangi mesleği yaptığınızda değil
mesleği nasıl icra ettiğinizde. Mesele para kazanmaksa her işin en iyileri her
zaman daha fazla kazanır. En iyi olmanın yolu da sadece 4 yılı 3.00 veya daha
üstü ortalama ile bitirmekten ibaret değil. Seçeceğiniz meslekte uzmanlaşmak
ve kişisel harddiskinizi sonuna kadar doldurmaktan geçiyor. Bunu yapmanın en
kolay yolu ise bir üniversite şehrinde okumak daha da özelleştirirsek İstanbul
da okumak. Biraz rakam verelim de kafanızdaki soru işaretleri dağılsın. 2017
yılında İstanbul eski valisi Vasip Şahin yaptığı açıklamada 349 milyar dolar
ile İstanbul’ un Türkiye ekonomik hacminin %40 ‘ ını karşıladığını aynı zamanda
bu rakam ile 25 i Avrupa olmak üzere 130 ülkenin toplam ekonomisini geride
bıraktığını belirtmişti.

Ekonominin yanı sıra her türlü meslek gelişim , sporun ,
tarihin , kültürün merkezi İstanbul ‘ dan başkası değil. Biraz iddialı olacak
ama söylemekte sakınca görmüyorum. İstanbul ‘ da “kaldırım mühendisliği “
okumayı diğer 80 şehirde hukuk veya tıp okumaya tercih ederim. Tabi ki hayaller
sizin , hayatlar da sizin olacak ancak unutmayın ki hayatın kendisi bir
üniversite ise İstanbul da bu hayatın Oxford ‘udur. Büyük düşünmekten
çekinmeyin. Bir şeyi de aklınızdan çıkarmayın . Yapacağınız işin en iyisi olun
ve en iyi olmanın yolunu da doğru çizin yoksa üzülen siz olursunuz. Yazının ilk
cümlelerini unutmamanız dileğiyle…

 

Bu Yazıya Tepki Ver

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Giriş Yap

Açı Bakışı ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!