ROMAN…1. BÖLÜM – 6

NOT; ROMANIN TAMAMI – (ROMAN…1. BÖLÜM – 1) ‘ DE

Erdem bulunduğu kulübede tüm bunları düşünüyor bir yandan da buradan çıkarak nasıl olur da güvenli bir yere giderim diye aklından geçiriyordu. Aklına iletişim araçlarını kullanarak arkadaşlarına ulaşabilmek imkânı geldi ancak bu da çok mümkün gözükmüyordu zira tüm iletişim cihazlarını kontrol eden makinelerin blockchen sistemi onun görüntüsünü bir saniyenin sadece 1/25 i sürede dünyadaki internete bağlı tüm sistemlere iletebilen bir yapıya sahipti ve dünyanın yerleşime açık her noktasını an b ean mikro milimetre esasıyla tarıyordu. Taranan bu noktalardaki bilgiler hemen kontrol merkezlerine ulaştırılıyor ve sistemin suçlu olarak tanımladığı kişiler ana ekranda yine saniyenin 1/25 i kadar kısa sürede tespit edilerek en yakın toplumsal düzen ve kontrol merkezlerine gönderiliyordu. Buradan çıkan kolluk kuvvetleri söylenilen konuma en geç üç dakika içinde intikal ediyor ve suçlu olarak tanımlanan kişiyi derdest edip yapay zekanın hükmettiği hakimin önüne çıkarılıyor ve bir saatten kısa süren zaman diliminde yargılanma ve karar veriliyordu.

Erdem’in bu kulübeden mutlaka çıkması gerekiyordu bunun birçok nedeni vardı ancak bunlardan en önemlisi karnının zil çalıyor olmasıydı. Ayrıca burada ilelebet saklanamazdı hem kendini kaçırmak isteyenlerin onu bulması belki de an meselesi olabilirdi, eğer kaçırılmaya çalışılmasına yol açan şey işiyle alakalıysa, bir an önce güvenli bir yere geçip iş yerine uzaktan erişim sayesinde ya da bir şekilde ulaşabilmeli ve belki de kendisi gibi kaçırılma ya da belki de öldürülme tehlikesi olan arkadaşlarına haber vermeliydi.

Oturduğu yerden ayağa kalkarak kapıya doğru yöneldi ve kapıyı hafif bir müdahale ile araladı. Açılan boşluktan kafasını uzatarak dışarıda kimsenin olup olmadığını anlamaya çalıştı. Kimsenin olmadığını anlayınca etrafa bir göz gezdirdi ve çıkış kapısına o kadar da uzak olmadığını gördü. Kapıyı tekrar yerine koyarak kendini şöyle bir tarttı hiçbir ağrı ve sızı hissetmiyordu ve açlık dışında da herhangi bir soruna sahip değilmiş gibiydi. Üstünü başını kontrol ettiğinde gördü ki herhangi bir problem yoktu ancak tek sorun dün gece yaşadıklarının devamının olup olmayacağıydı.

Ne olursa olsun buradan çıkması gerektiğini düşünerek kapıya tekrar yöneldi ve bu kez artık geri dönmeden kapıyı açtı etrafına bakında ve hızlıca avlunun kapısına doğru koşmaya başladı. Herhangi bir ses ya da müdahaleye uğramadan dış kapıya ulaştı ve geldiği gecedeki gibi sessizce dışarıya çıkmayı başardı. Yolda sağa sola bakınıp hiçbir kimsenin olmadığını gördüğünde hızla dün gece kaçarken buraya geldiği yöne doğru önce yürümeye ardından da koşmaya başladı. Kendisini kimsenin takip etmediğini gördüğünde tekrar hızını azaltarak tekrar yürümeye başladı. Ayrıca koşarak kimsenin dikkatini de çekmek de istemiyordu. Yürüyor ama bir yandan da içindeki tedirginliğinin ve kaygının etkisiyle kendi kendine terliyordu. Herhangi bir saldırı gelirse ölümüne direnmek yönünde.

Bu arada içinde ne yapacağına acilen karar verebilmek isteyen duygusundan da korkuyordu zira vereceği herhangi bir kararın yanlış olmasının başına çok büyük belalar açabileceğinden de korkuyordu. Hem yürüyüp hem de bunları düşünürken ayağının altından bir metal sesi geldi. Tam köşe başında belediyenin yapmış olduğu kanalizasyonun  rögar kapağının üzerinde olduğunu fark etti. Aklına kapağı kaldırıp tünellerin içine girmek geldi zira bildiği kadarıyla sosyal kontrol sistemi onun hareket ettiği andan itibaren analiz etmeye başlamış olup, sistemin onu deşifre etmesi an meselesi olmalıydı.

Hemen düşündüğünü yaparak rögar kapağını kaldırdı, içeri girmek istedi ama orası hem karanlık hem de içeriden ilk gelen havayı soluduğunda çok kötü bir koku hissetti ama yapacak bir şey yoktu mecburen o delikten içeri girmek zorundaydı. Aklına 2019 ve 2022 yılları arasında yaşanan ve kaynağı dijital teknolojinin herkesi kontrol edebilmesine imkan verecek olan cip takmak amacıyla çıkarılan planlı virüs kökenli salgın ve saldırılar geldi. O tarihten önce birbirleriyle sıkı fıkı olan insanlar o tarihlerden sonra sosyal mesafe diye bir şeyi öğrenmişti. Zaten bunu öğrenemeyenler virüsleri birbirlerine bulaştırmış ve o dönemde ciddi ölümler gerçekleşmişti. Aslında o dönemden önce insanlar arasında var olan mesafesiz ilişki o tarihten sonra bir daha yaşanamayacak şekilde bozulmuştu.

O dönemki virüsün adı Covid-19 virüsü ya da halk arasında daha sık kullanılan adı ile corana virüs konusuna, bu salgının vahametini ve ölümcüllüğü yüksekti. Yine o dönemde salgın ve beraberinde getirdiği ölüm korkusunun var ettiği travma kuşkusuz, tarihin her döneminde ve her salgında olduğu gibi, insanları algı yönetimine açıp, herkesin her türlü söylentiye inanıp salgının arkasında da bir komplolar aradığı bir dönemdi.

Bu salgın ve arkasından gelen ikinci ve üçüncü dalga sayesinde o dönem dünya nüfusunun %15 i hayata veda etmek zorunda kalmıştı. Bunun sebepleri arasında global kapitalizmin modernlik ve ilerleme söylemi ve bunun yarattığı aşırı özgüven ve körlük, insanı doğadan ve kendi doğasından uzaklaştıran bir yaşamı da beraberinde getirmişti. Aynı dönemde insanın yeni elde ettiği teknolojik oyuncaklarına güveni, her zaman düşünmeyi ötelediği bir ölüm dışında kendini doğanın ve evrenin efendisi olarak görmesine yol açmıştı. Erdemin hatırladığı kadarıyla o zaman bu virüsün bir laboratuvarda üretildiği ve bunu yapanın da dünyanın o dönem en zenginleri arasında olan ve bilgisayar taban programları ve sistemleri üreticisi biri tarafından çıkarıldığı iddiaları da ayyuka çıkmış ve hatta ABD Başkanı başdanışmanının bile iddiası bu yönde olmuştu.

O dönem sözüm ona modern insanı ölüm korkusuyla eve hapsedilmiş ve her zaman baş başa kalmak istediği teknolojik oyuncakları ile yalnız kalmıştı. Dışarıya çıkamamanın getirdiği birçok gereksizlikle yalnız kalan insan,  gereksiz kıyafetlerin ve fazla eşyanın çare olmadığını görmüş; temizlik ve hijyenle bir kere daha tanışmıştı. Öte yandan insan plazaların ve AVM’lerin bir ‘yaşam alanı’ olmadığını anlamış ve günün sonunda kendi evine çekilmeyi zor da olsa kabullenmişti.

Erdem bunları düşünürken bir yandan da az önce girdiği kanalizasyonun içinde gece geldiği istikametinde yol almaya devam ediyordu ama nereye gittiğini bilmeden. İstanbul’da toplam yirmi bin km uzunluğunda kanalizasyon ağı vardı ve onun girdiği yer ile gidebileceği yer arasında binlerce yön ve km yol bulunmaktaydı. İçinde bulunduğu durumdan çıkmak için buraya girmişti ama buradan nereden ve nasıl çıkacağıyla ilgili hiçbir fikri yoktu. İçinde bulunduğu kanal bir insanın dik olarak yürümesine çokta imkan vermiyordu. Her şeye rağmen Erdem yürüme temposunu artırmanın çabasında olmaya çalışıyordu. Bunu başlıca nedeni bu dönem insana özgür bir alan bırakmayan dijital yapıydı. Biliyordu ki kanala girmiş olması onu sadece insanların çıplak gözle görmesini engelleyen bir şeydi, buna karşılık uydu sistemi yerin belli bir derinliğine kadar olan tüm hareketleri algılayabiliyor ve bu hareketlinin ne ya da kim olduğunu tespit edebiliyordu.

İnsanlara 2020 den sonra takılan çipler de ayrı bir konuydu. Öncelikli olarak virüs kökenli bir hastalığı belirlemek için isteyen kişiye uygulanan bu çipler daha sonra hastanelerde her doğan çocuğa uygulanmak zorunda olan standart bir kural haline getirilmişti. Deri altına yerleştirilecek çipler, bilimkurgu filmlerin gerçeğe dönüşmüş haliydi. O dönemde İnsan vücuduna çip yerleştirilmesini savunanlar, kolaylıkla taklit edilebilen kimlik kartlarının ve onlarca güvenlik görevlisiyle korunan mekanların, bu teknolojinin kullanımıyla birlikte tarih olacağını sanıyorlardı. Hiç de öyle olmadı pirinç tanesi büyüklüğündeki bilgisayar çipi kolaylıkla deri altına monte edildi ve ilk önce insanların özgürlüklerini ellerinden aldı.

Uygulanan teknoloji sayesinde her hangi bir kişinin uydular ile dünya üzerindeki her hareketini izlemek mümkün olabiliyor mahremiyet ve gizlilik kavramları tamamen tarihe karışıyordu. Ayrıca kişinin medikal bilgilerinden sosyal hayatına kadar yüzlerce detaylı veri  bigdata denen büyük veri tabanına an be an kaydediliyordu. Bu yapılırken de insanlar sosyal medya ve benzeri mecralardaki paylaşımları ile bigdataya yardımcı oluyorlardı. Buradan kişinin neye alerjisi var, onu ne zehirler bigdataya hükmedenler biliyorlardı. Hatta bir çok ülkede ve genelde dünyada ölen bazı devlet büyüklerinin ölümleri üzerinde şaibeler dolaşıyordu. Kimi arı sokması sonucu açığa çıkan zehirlenmeler ile kimi ise böcek zehirlemesiyle öldü teşhisiyle bu dünyadan uğurlanıyorlardı.

İlk zamanlar toplanan verilerin nasıl kullanılacağını kimse kestiremezken günümüzde ortaya çıkan birçok olayın arkasında elde edilen bilgilerin kötü niyetli kişilerin elinde çok yönlü kötülük amacıyla kullanıldığını görebiliyordu. Önceleri toplumlar bunların herkesin iyiliği için üretildiğini sanıyordu ve üretilen şeylerin insanlığın iyiliği için kullanılıyor sanıyorduk, ama bir süre geçince yavaş yavaş amacını aşan işlerde de kullanılmaya başladığını gördük, diye düşündü.

Bu düşünceler içinde, bir yandan yürüyor bir yandan da kendisinin çip taktırmadığına seviniyordu. Ne kadar yürüdüğünü bilmiyor ama tahminen kanalizasyona ineli on beş dakika olmuştur diye geçirdi içinden. Ne kadar gideceğini ve nereden çıkacağını planlamaya çalışıyor ama bir türlü bulunduğu yeri tam olarak kestiremiyordu. Biraz daha yürüdüğünde ileride var olan bir rögar kapağının deliklerinden belli belirsiz sızan ışıkları gördü. Gözleri tam karanlığa alışmış olduğu için bu aydınlık hemen dikkatini çekti ve o yöne doğru yöneldi. Biraz da hızlanmış ve bir an önce nerede olduğunu öğrenmek ve eğer sakıncası yoksa açık havaya çıkarak bu kötü ortamdan ve kokudan kurtulmak istiyordu.

                                                                                                                                                                                                                            SİZCE NASIL DEVAM ETMELİ…

3 0 0 0 0 0
  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli
Makale gönderim sistemimize hoş geldiniz

Galeri Alanı

828 x 478