Kapat

ROMAN…1. BÖLÜM – 2

NOT; ROMANIN TAMAMI – (ROMAN…1. BÖLÜM – 1) ‘ DE

Erdem, uzun süren çevre kontrolünden sonra takip edilmediğine kanaat getirdiğinde ne yapacağını düşünmeye başladı. Evine gidemezdi çünkü iş yerine gelip onu bulan kişiler evde çok daha rahat bulurlardı ve hatta belkide evine ondan önce gitmiş bile olabilirlerdi. Nereye gidebilirim? diye düşündüğü esnada ayaklarının dermanının kesildiğini ve başında şiddetli bir ağrının olduğunu hissetti, bayılmak üzereydi. Bu muhtemelen az önce kaçıranlardan birinin arkasından kafasına vurulduğu anda aldığı darbenin etkisi olmalıydı. En kısa sürede kendini güvenli bir yere atması gerektiğini düşündü. Ayaklarının dolanmaya gözlerinin kararmaya başladığı bir anda, şehirde nadir sayıda kalan bahçeli ve metruk bir evin önüne gelmişti. Onun içinde ya da bahçesinde bulabileceği bir yere gizlenebileceği düşüncesiyle sessiz bir rüzgar esintisi gibi bahçenin kapısından içeri girdi. Doğrudan  eve gitmemesi gerektiğini düşündü, böylesi metruk evlerde genel olarak son dönemde sayıları hızla artan evsizler ve bağımlılar yer alıyor olabilir ve bu güçsüz halinde onlardan zarar görebilirdi. Etrafına bakındığı sırada evin yanı başında bir miktar ondülin ile kapatılmış olan dar bir bölme fark etti. Vücudu dayanılabilmesi çok zor olan ağrılarla kaplanmıştı ve bir an önce dinlenmesi gerektiğini, bunun içinde güvenli bir yer bulması gerektiğini düşündü. Etrafına baktığında kimsenin olmadığını anlayınca kulübenin kapısını açarak çevreye bir göz attı,  içerisi oldukça karanlıktı ve yoğun bir tiner kokusu her yeri kaplamıştı. Kapıdan gelen ışığın aydınlığı ile etrafa bakındığında kendisi için uygun bir yeri gözüne kestirdi ve ardından kapıyı hızlı ve sessiz bir şekilde kapattı. ‘Uyanık kalmalıyım’ diye düşünüyor ve ‘eğer peşimdekiler beni bulurlarsa direnebilmeliyim’ diyordu  ama başındaki ağrı dayanılmaz bir acı veriyor olduğundan olduğu yerde bulunan tahtaların üzerine uzandı ve uzanır uzanmaz bayılır gibi uykuya daldı. İşte az önce ayıldığı ya da uyandığı yer de, bayılmadan önce girmiş olduğu o sığınaktı.

Bulunduğu yeri ve nasıl geldiğini çözümleyen Erdem şimdi de o adamların neyin peşinde olduğunu anlamaya çalışıyordu. Herhangi birine bir borcu ya da yer altı dünyasıyla bir ilişkisi bulunmayan basit sayılabilecek bir işte çalışan biriyim diye düşünüyor, böyle bir şeye maruz kalmasının nedenini bir türlü anlamlandıramıyordu. Neden ben diye düşünmekten kendisini alamıyordu. Bir ara, belkide çok fazla polisiye kitap okumamın sonucu olarak bu iki kişiyi çok fazla abartmış olabileceğini düşündü. Olayın aslında, basit bir polis sorgusu için kendisinin görüşünü almaya gelen iki memurun işini yapma çabası diye düşündü. Eğer öyle ise, sırf bu yüzden başının gerçekten dertte olabileceğini ve artık gerçekten suçlu olduğunu düşünürken aklına ya değilse işte o zaman başının daha çok dertte olduğunu, birinci durumdan daha çetrefilli bir işin içinde olacağına kanaat getiriyordu. Sonra da hangi polisin kimlik göstermeden sanki adam kaçırır gibi tutuklama yaptığını ve sorduğu hiç bir soruya cevap vermemesinin bir anlamı olmalıydı, bu da herhalde kendisinin kaçırılması olduğuna inandı. Yoksa hiç bir tutarlı açıklama böyle bir kaçırılma girişimini açıklayamıyordu. Şimdi ne yapacaktı dışarıya çıkmadan önce olayı kafasında iyice yormalıydı aksi halde plansız yapacağı bir çıkış yakalanmasını kaçınılmaz kılacaktı.

Önce kendi öz geçmişini irdelemeye başladı; Erdem bir kaç yıldır İstanbul su idaresinde bilgi işlem ve yazılım kontrol bölümlerinde çalışıyor ve tüm İstanbul’un su kontrolünü o yönetiyordu. Son dönemde ekibiyle birlikte gününün neredeyse tamamını Siber  saldırılar ile mücadele ederek geçiriyordu. Hatta birinde Çin ve ABD kaynaklı Hacker’lerin koordineli saldırısına, iki gün boyunca neredeyse hiç uyumadan ekip arkadaşlarıyla birlikte karşı koymuş ve iki günün sonunda onları püskürtmeyi başarmıştı. Bu başarıları hiçbir yerde haber olmamış tüm ekip yalnızca amirlerinin tebrik etmesi dışında bir şey alamamıştı. Bu işler zaten hep böyle olurdu kahramanların yaptıklarının gizli kalması belkide onların en önemli gücüydü. Hacker’ler ile savaşırken kendisine Tayvan merkezli bir mail gelmiş ve orada ‘hiç kimse bize denk değil biz de hiç kimseye denk değiliz, unutma dört şeyi kaybeden her şeyi kaybeder bunları koruyan her şeyi korur ve hükmeder, bunlar; Elektrik, İnternet, Su, ve Gıdadır, biz sizden bunları mutlaka alacağız ve sonunda size hükmedeceğiz’ yazılıydı. Erdem bunların kim olduğunu bilmiyordu ama kaçırılma girişimi olmadan önce kafasını meşgul eden ve yaşadığı en garip olaylardan biri olarak kalmıştı hafızasında.

Aslında garip olaylar olmaya yıllar önce başlamıştı, önce sanayi inkılabı sonrasında bilgisayar çağı ve ardından makinelerin her şeye hakim olma çabası ve ardından da yapay zekanın her şeyi kontrol etmesi, ardından refah seviyesinin artırılması, bunun için insanların tüketim aracı olarak kullanılması  ile elinde avucunda ne varsa harcaması ardından insanın yapacağı işin makineler tarafından yapılması, sonrada tüm üretim ünitelerinin ve kontrolün makinelerin eline geçmesi ve sonuçta binlerce kişinin işsiz kalmasının ardından toplumun yaşadığı travmalar bilinen şeylerdi. Artık tüm yönetim makinelerin eline geçmiş ve neredeyse onların izni olmadan insanların hareket etmeleri bile imkansız hale gelmişti. Makinelerin ve yapay zekanın yükselişi sırasında bir grup insan ekonomik olarak çok zenginleşmeyi başarmış ancak büyük bir insan grubu da çöküntünün kucağına itilmişlerdi de bunun kendisiyle ne alakası vardı? Başka ne olabilir diye düşünmeye devam etti, ancak aklına bir şey gelmiyordu bu olsa olsa bir yanlış anlama olabilirdi ve belki de kendisini götürmek isteyenler iyi niyetliydi ancak Erdem yanlış anlayarak aşırı tepki vermiş ve belki de kendisine eşlik ederek götürmek isteyen insanlara darp etmişti, sırf bu yüzden emniyet peşine düşmüş ve hiç yoktan başı derde girmiş olabilirdi.

İstanbul’da da makinelerin yükselişi 2019 dan sonra hızlanmış önce üretimde sonra bilgi işlemde makineler insanın yerini almıştı. Şehirdeki ulaşım sisteminden elektriğe, su sisteminden iletişime tüm alanlarda yapay zeka yani makineler neredeyse bağımsızlıklarını ilan etmişlerdi. Geçen ay şehirde sebebi belirsiz bir şekilde su kesintisi yaşanmıştı. Bunun nasıl olduğuyla ilgili hiç bir bilgi yoktu çünkü kontrol ekranlarında her şey yolunda gözüküyordu ama sular akmıyordu bunun  neden olduğunu bilende yoktu. Hiç sebepsiz yere su kesilmiş ve birkaç saat sonra da ekipler daha arıza nedenini ve nerede olduğunu bulamadan tekrar kendiliğinden gelivermişti. Bu durum aklına 3 Nisan 2011 de Türkiye genelindeki elektrik kesintisini getirdi. Erdem o tarihteki elektrik kesinti haberlerini araştırmış ve olayın hiçte doğal yollarla gerçekleşen bir şey olmadığı sonucuna varmıştı. Olayla ilgili Türkiye elektrik iletim AŞ’den yapılan açıklamada şöyle denmişti” bugün (3 Nisan 2011) saat 10.36 sularında elektrik nakil hatlarında yaşanan sorun nedeniyle birçok bölgede elektrik kesintisi meydana gelmiştir. Teknik inceleme başlatıldığını belirten yetkililer, sisteme en kısa sürede elektrik verilmesi için çalışıldığını söylüyordu. Yöneticilerden gelen açıklamada ise;  Sorunun iletim hatlarından kaynaklı olabileceğine işaret edildiği ve “Terör saldırısı dahil her ihtimalin araştırıldığı” söylendi. Enerji bakanlığı yaptığı açıklamada; Saat 12.00 sularında ”Ankara’ya elektrik verilmeye başlandığı” ifade edildi.  Yine bakanlık saat 13.50 sularında yaptığı açıklamada; çalışmaların devam ettiğini dile getirdi ve ”Arızanın sebebi bilinmiyor ama ivedilikle tespit edilmesi lazım dendi. Saat 15.50 sularında bir açıklama daha yapan Bakanlık; şu ana kadar elektrik kesintisinin nedenine ilişkin bir tespit yapılamadığını, açıkladı.

Buna benzer bir durum 11 Mart 2019’da Venezuela’da yaşanmış ve Türkiye’de bir günde müdahale edilerek çözülen durum orada bir haftadan fazla sürmüştü. Bu Erdem’in aklına dünya çapında bir elin tüm sisteme müdahaleleri olarak göründü ve aklına tekrar o mail geldi; ‘hiç kimse bize denk değil biz de hiç kimseye denk değiliz, unutma dört şeyi kaybeden her şeyi kaybeder bunları koruyan her şeyi korur ve hükmeder, onlar; Elektrik, İnternet, Su, ve Gıdadır, bizler, sizden bunları mutlaka alacağız ve sonunda size hükmedeceğiz’, acaba dedi bu el Türkiye’de neler yapabileceğini görmek için önce tüm ülkedeki elektriği ardından da İstanbul’daki suyu belli bir süre kesip sonra tekrar çalışır hale mi getirmişti? İşte bu soru ağrıyan başını bir kat daha ağrıtıyordu.

SİZCE NASIL DEVAM ETMELİ…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir